TERK EDİŞLER VE DÖNÜŞLER… Hülya Karaca

Share

Hayat; adını anmakta zorlandığımız, bazen dilimize doladığımız, vazgeçemediğimiz, vazgeçdiğimizi sandığımız her an,kendimizi içinde bulduğumuz,
geçmiş, şimdi ve gelecekle aydınlatmaya yada bilmeden karartmaya çalıştığımız,
kendi duygularımızın anlara yansıması ve bunun yaşantımıza uyarlanmasıdır aslında…
Hayat nasıl? diye sorduğumuz her insandan ayrı ayrı yanıtlar alırız…O anki duygular ne ise bize yansıtılan da odur…
Sahi, hayat nasıl?
Çok iyi, mutluyum, harikayım, sevinçliyim…
Veya,
Çok berbat, kendimi kötü hissediyorum, aklımda kırk tane tilki dolaşıyor, yalnızım, çaresizim, umutsuzum… Her şey sanki beni buluyor..!
İlk verilen cevaplar, insanın olmasını istediklerine kavuştuğu, hayallerinin içindeyken verdiği cevaplardır genelde…
ikinci cevaplarsa, bir türlü olduramadığı,olmasını arzu etmesine rağmen kavuşamadığı hayallerine, verilen yanıttır..
İnsan kendini hayatın güzellikleri içinde bulduğunda mutlu hisseder… Sanki her şey gülümsüyordur, sanki hayat göz kırpıyordur uzun kirpiklerinin arasından…
Ve o gözlere sürekli bakmayı istersiniz hiç kapanmasın dercesine…
Aksi gelişmeler olduğunda ise, çok çabuk geçsin isteriz o olumsuz zamanların…
Hatta mümkünse göz açıp kapayana kadar…
Çaresizlikler, beklentiler, hüzünler, dertler, hepsi yok olsun…
Her iki durumda da gerçekten yok olan bir şey vardır aslında…
O da bizden giden nefes, alıp verdiğimiz soluk… Geçip giden zaman…
İyi olalım yada olmayalım, yaşadığımız evrende her şey ilerliyor…
Hiç bir şey yerinde durmuyor.
Son noktayı koyduğum az önceki cümlemden şimdi yazacaklarım arasında olanlar bile aynı değil…Geçti gitti bitti…
Aslında olumsuz olarak gördüğümüz her şeyin de geçip gideceği gibi…
Belki ilk cümleye başladığımda Dünya’ya yeni bir bebek geldi…Bir harfi yazmaya başladığımda bir insan boyut değiştirdi…Ve bu ikisi arasında ki zamanda birileri mutluluk haberleriyle kahkahalar atarken, birileri kederli şeylerle yüzleşip acı çekti…
Ben tüm bunlardan habersiz yazıyorum şuan…Habersizim diye bir şeyler durmuyor…Olması gerekenler yine oluyor…
Dünya uzay boşluğunda dönüyor…Hep havadayız evde yada bir yerde otururken…Lakin uçağa binmekten korkar insan, kendini havada güvensiz hisseder yaşadığı gezegenin uçtuğunu düşünmeden…
Bunları düşünebiliyorum en ince ayrıntısına kadar… Çünkü, şu an bilincimi farklı yöne çekecek, beni üzecek durumların içinde değilim…Fark edebiliyorum etrafımda ki sessizliği, yada duymak istediğimde duyabiliyorum yoldan geçen aracın fren sesini…Hatta kendimle konuşan aklımın nefesini…
Seslere kapattığımda ise daha derin bir sessizlik var etrafımda… Sanki şu an bu dünyada yaşayan tek canlı benim…Sanki bu odada duran tek varlık benim…Sanki ben, benden ayrı bir bedenim…Yok gibiyim…Fakat aynı zamanda gördüğüm her şeyim…
Hem somutum, hem soyut…
Yunus Emre’nin sözleri geliyor hemen aklıma,
”BEN’i bende demen, bende değilim,
bir BEN vardır bende, benden içeri”….
Etrafımda gördüğüm her şeyle bir iken, göremediklerim ile de bir olduğumu bilmek…Kendimi tekil olarak adlandırırken çoğulla bir olduğumu bilmek…Özgürleşmenin doruklarına çıkarır bazen insanı…
Bir kuşla uçmak, bir balıkla yüzmek… Seyyah eden bir bulut olmak… Bir karıncayla işbirliğine girip toprağı koklamak… Belki de uzayın derinliklerine dalmak bir yıldız olup gökte…
Göz kırpmak, kah çıkıp göğe seyredip alemi…
Kah inip yere, seyreder alem beni…
Her şeyde var olmak?
Her şeyle akmak?
Her şeyle bir olmak?
Bu kavramları düşününce insan, bazen bulunduğu andan başka anlara gidebiliyor… Ve bir kere bu yolculuğa çıktığında geride kalan her şeyi TERK EDİYOR…
Her yolculuk bir terk ediştir aslında… Her terk edişle, dönüşler yaşar insan…
Döngüdür HAYAT…!
Bu durum var oluşun içindedir…
Gittiğimiz her an aslında hiç gitmemişizdir…
Hepsi zannetmekten öteye gitmez…
Zannediştir HAYAT…
HAYAT NASIL? sorusunu tekrar soralım mı?..
Hayat çok acı verici değil mi, can yakar, üzer, sebepler yüzünden acı çektirir, üzülmek için yeterince sebep vardır hep…
Peki ya o sebepler?
Yaşadıklarımız yüzünden…
Olması gerekenler olmadığı için… İstediğimiz gibi bir hayatı yaşamadığımız için…
Nedir o istenilen HAYAT..?
Mutlu olana soralım,
HAYAT NASIL?
Harika…mükemmel…süper…
Çünkü hayatımda çok güzel gelişmeler var, çünkü olmasını çok istediğim bir şey oldu, işime kavuştum, sevgilimle aramız düzeldi, çocuğum başarılı, arkadaşım beni nihayet anladı…
Yine bir SEBEP vardır mutlu olmak için!!!..
Mutlu olmak için de terk edişleri, bunu anlamak içinde geri dönüşleri yaşarız…
Olmasını istediğimiz şey olmakla birlikte, olmama halini terk etmiştir..
Başarıyı elde ettiğimizde, başarısızlığı terk etmişizdir…
Sevgilimizle aramız düzeldiğinde, sorunları terk etmişizdir…
Ancak sabitleyemeyiz bir türlü bunları ve tekrar dönüşler başlar…
Yeni isteklerle olmasını istediğimiz hayat, dilediğimiz gibi olmamışsa dönüşlerden yine terk edişlere gitmeye başlarız…
Zaman yine aynı döngüyü seyretmemizi sağlar, ona en büyük yardımı da biz duygularımızla sağlarız..
Aynı roller, farklı mekanlar…
Veya aynı mekanlar, farklı insanlar…
Alınması gereken dersler hala alınmamıştır çünkü…
Yunusun bahsettiği sözler anlaşılmamıştır…
İyi de kötü de varoluşumuz, her şeyde bir oluşumuz, benimizin içinde BAŞKA diye adlandırdığımız benlerle bir olduğumuzu hala özümseyememişizdir…
Evrenin sırlarını düşüncelerimize ifşa edip bir türlü uygulama kısmına geçememişizdir…Kendimizi keşfe çıktığımız yolculukta ne olduğumuzu idrak edememişizdir…
Ve sorar dururuz..
Ben kimim? ben neyim? neden buradayım? hayatımda neden her şey olması gerektiği gibi değil? neden bunları ben yaşıyorum?
Ta ki sebepsiz mutluluğu anlayana kadar…
Her düşüncenin, her eylemin tüm evreni sardığını ve bunun tüm evreni etkilediğini algılayamayan aklımıza elbette sebepsiz mutluluk da tuhaf gelir…
Bir kelebeğin kanadıyla uçan da biz…Bir bülbülün sesinde öten de biz…
Görüntüde ise ne ben kelebeğim ne de bülbül…
Sonuçta; yaşadığımız her olumsuzluk, olumlu hali terk ediştir…
Ve yaşadığımız her olumlu olayda, kendine dönüştür…
Kendin den Kendine, Kendini deneyimler İnsan…
Terk edilmeyene bağımlılık üretiriz…Bağımlılıklar özgür olan ruha ağır gelir Araf’ı yaşarız…Bırakmak ne zor gelir insana…Alıştığını bildiğini bırakmanın esaretiyle acı çeker mutsuzluğu deneyimleriz yine yeniden…
Kendi özümüze dönebildiğimiz de ise, artık ne terk ediş vardır, ne de dönüşler…
Olması gereken halimize, özümüze dönmüşüzdür bir kere…
Kim bilir, belki de bu yüzden yaşıyoruz bu gel-gitleri…
Öz’ümüzü bulmak için…
Ve böylece, kendi duygularımızla yarattığımız terk edişleri ve dönüşleri tekrar etmemeyi öğreniyoruz…
Evrenin sessiz çığlıklarını artık duymaya başladık ise ne ala…
İşte o gün, kendi bestenizi çaldığınız gün olacaktır…
Emin olun sebepleriniz de anlamsız kalacaktır…
Öz’den sevgilerimle…

Hülya Karaca

KONUYU FORUMDA TARTIŞ...